Genelde Sufizm İslam’ın mistik boyutu olarak kabul edilir. Gerçekte ise Sufizm İslam’ın çekirdeğidir. Sufilerin en önemli özelliği manevi boyutlarını güçlendirmeleri ve aynı zamanda dindar müslüman olmalarıdır. Beş vakit namazlarını kılarlar, zekat verirler, Ramazan’da oruç tutar ve İslam'ın bütün zahiri gereklerini yerine getirirler.
Bütün tarih boyunca Sufi’ler dini öğrenip Allah’a yakın olma istekleriyle tanınırlar. Benliğinin zaafiyetlerinden arınarak Allah’la direkt irtibata geçmek, O’nunla birlik olmak (vahdet-i vücut), O’nda yok olmak (fena fillah) ve O’nda yok olmayla birlikte, bütünleşip O’nunla sonsuzlaşmak ve Hazreti Peygamber’in yaptığı gibi, O’nun birliğine şahit olmak ve lailahe illallah’ı, şahadeti, Allah’ın birliğine bizzat şahit olarak söylemek. Bu mertebeye ulaşmak demek, kalpte Allah’tan başka hiç kimsenin olmaması yani ‚saf’ olmasıdır.
Bu, Allah’a tevekkül ederek onda yok olarak arınma metoduna marifet, yani gerçeği tanıma denir. Bu gerçeği tanıma metodunu öğreten ve Allah’ta yok olarak (fena fillah), O’nda sonsuzluğa ulaşmış, vahdet-i vücut haline gelerek varlığın en yüce mertebesine ermiş kişiye Arif denir.
Günümüzün Arif’i Hazreti Salahaddin Nadir Anga „Theory I" Türkçe ‚Ben Teorisi’ adlı kitabında şöyle demiştir:
„İrfan kelimesi Sufiz’in özünü oluşturur. İrfan kelimesi gerçeği tanıma yani marifet kelimesiyle aynı köktendir. Bu bağlamdaki marifet kelimesi kendini tanıma, kendi içindeki Ben’i yani Allah’ı tanıma ve ilahi bilgiyle (mutlak bilgi) ve sırlarla donanma anlamındır. Bu peygamberlerin yoludur. Bu sebepten dolayı Sufizm’i dinin gerçeği olarak nitelendirmekteyim. Sufizm, bize insanın herşeyi bilme hakkının doğuştan edindiği doğal bir hakkı olduğunu, ancak aranmadığı sürece de bulunamayacağını öğretir. Ve Peygamberlerin mesajı hayattayken tecrübe edilmezse hiçbir zaman tecrübe edilemeyecektir." [1]
Sufizm’in kaynağı Hazreti Muhammet (s.a.v.)’in yaşadığı dönem olan 1400 sene öncesine dayanır. İnsanlar dini, kendi sosyal, kültürel, etnik veya aile bağlarına dayanan nedenlerinden dolayı değiştirirler. Ve bu değiştirilmiş olan din de çoğunlukla dinin öz mesajıyla karıştırılır, esas mesaj zannedilir.
Ünlü bilimciler ama, Sufizm’in kaynağını tespit edebilmişlerdir. Annemarie Schimmel İslam’ın Mistik Boyutları adlı eserinde Sufizm’in kaynağının Hazreti Peygamber Muhammet (a.s.v)’e kadar gittiğini belirtmiştir. Çünkü o, Sufizm’in manevi zincirin ilk halkasıdır. Kendisinin sonsuzluk aleminde dirilmesi, Sufi’nin Mutlak Vücut’ta dirilmesine örnek teşkil eder.
Daha sonra Hazreti Muhammet’in gelenekler dahilinde derin manevi bilgisini amcasının oğlu ve aynı zamanda damadı olan Ali ibni Ebu Talip’e devrettiğini belirtmiştir. Ayrıca ilk Sufiler hakkındaki yeni keşiflerin, dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Sufiler’e mahsus olduğunun zannedildiğini, fakat bu özelliklerin çok önceki döneme, yani ilk dönem Sufiler’ine ait özellikler olduğunu yazmaktadır. Bu özelliklerin, şii görüşlerle, ilk dönem Sufilerinin görüşlerinin örtüştüğünü gösterdiğini belirtmektedir.[2]
Reynold A. Nicholson da ilk dönem münzevi hareketin islami kaynağa dayandığından hiç bir şüphe olmadığını ortaya çıkarmış ve bunun için de bunun Sufizm’in ilk şekli olduğunu ve Sufizm’i "İslam'ın kendi özüne dayanan bir ürün" olarak nitelemiştir."[3] German professor of Divinity, F.A.D Tholuck ise bu konu üzerine 1821 yılında ilk geniş çaplı bir eser yazmış ve daha sonra ansiklopedi haline getirerek Bluthensammlung aus der Morgenlandischen Mystik adını vermiştir. Eserinde Tholuck "mistizmin Hazreti Muhammedin öğreti olduğunu hamen tesbit etmiş ve Hz. Muhammet'le anılması gerektiğini dile getirmiştir." [4]
[1] Molana Salaheddin Ali Nader Angha, Theory "I" (M.T.O. Publication, Riverside CA, 2002) p. 122.
[2] Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam,(University of North Carolina Press,1975)p.42
[3] Reynold A. Nicholson, The Mystics of Islam, ( 1914: reprint ed., Chester Springs, Pa.,1962)p.10
[4] Friedrich august Deofidus Tholuck, Ssufissmus sive theorsophia persarum pantheistica (Berlin, 1821). Quoted in The Mystical Dimensions of Islam.