
- Sufizm'in Tanımı
- Kaynak
- Sufizm'in Temelleri
- Sufizm ve Barış
Barış ve Varoluşun Sabitliği
Barış ve İnsan
Barış ve Toplum - Sufi Uygulamaları
Sufizm ve Barış
Vücutta barış ve denge
Barış ve İnsan
Barış ve Toplum
Günümüzde dünyanın bu karışık hali, insanlar arsındaki değişken ilişkiler uygunsuz olaylara yol açmakta. Bilinçli veya bilinçsiz, geçmişin veya geleceğin, temeli olmayan ve rahatsız edici ideolojileri ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı doğuştan var olan ve insanın içinde saklı olan değerler, olanaklar ve araçlar yok edilme tehlikesi altındadır. Bu durum, çağımızın dünyada özellikle aklı başında barış arayan girişimlerini alarma geçirmesi ve bunun üzerinde düşünülmesine yönlendirmesi gereken bir durumdur. Bu zaman Allahu Ta'âlâ'nın Kur'andaki muhteşem ve açıklayıcı sözlerine dikkat etme zamanıdır.
يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ
O gün insanlar soracak: Hangi yol kurtulma ve sığınma için doğrudur. (75:10)
Bu gün o gün değil mi? İnsanlık dış görünüşe göre kârlı, fakat aynı anda çaresiz ve kincidir. Sonsuz Varoluşun kitabındaki barış ve selamın sözüne kulak vermeli ve insanın gerçek değerini fark ederek söz verilmiş cenneti cehenneme tercih etmemelidir.
Bu ve daha birçok sorular dikkatimizi şu önemli sorulara yönlendirmelidir: Barış nedir? Nerede ve hangi şartlar altında uygulanabilir? 7000 yıllık insanlık tarihi, birkaç milyon yıllık insanlık evrimi, insanlığın sonu gelmez utanç verici, saldırgan ve yıkıcı eylemlerini haklı gösterme bahane ve çabalarıyla doludur.
İslam Sufizmi Okulu M.T.O. Shahmaghsoudi'nin zamanımızın Sufi Üstadı Salaheddin Ali Nadir Anga, Barış adlı eserinde şöyle tanımlıyor.
"Mantıklı düşüncelere göre bir firma ve onun kuralları insanlar tarafından kabul edilmeli ve firmayı geliştirmelidir. Bunun sonucu olarak baskı sisteminin gelişmesi insanları önceden planlanmış, doğa ve insan kişiliğiyle uyuşmayan bir sisteme mahkum etmektedir. Bu kısa zamanda patlamaya ve yakıp yıkmaya yol açıcı bir durumdur.
Bundan dolayı gerçekçi ve bilimsel olmayan ve insanın özüne aykırı olan kanun ve sosyal sistemler sürekli ve uygulanabilir olmaz. Bunun için insanları ve evrensel kişiliklerini Sufizm (irfan) açısından tanımak gereklidir. Bu, peygamberlerin ve dinin konusudur.
Vücutta barış ve denge
Çağımızın büyük Ariflerinden Mevlana Şah Maksut Sadık Anga Tanrıların Mezmurları adlı eserinde şöyle der:
Doğanın kuralında insanlarla anlaşmaları yalnızca görünüştedir, önemi fark edilememiştir.
Yapılan deneylere ve değişik gelişmiş teorilere göre güneş sistemimizin yaşı bilyon yıl olarak tahmin edilmektedir. Buna göre galaksilerin, diğer gezegen sistemlerinin ve sonsuz evrenin yaşını tahmin etmek oldukça zor. Bu zaman içerisinde evren barış ve sükunet içerisinde hiç durmadan dönmeye devam etmiştir. Bu hemen hemen sonsuz büyüklükteki varlıklara hangi kanun hakimdir ki, onların varlığını ve aralarındaki bağlantıyı idare eder? Bu doğa üstü vücutların birbirine bağıntılı devamlı hareketini sağlayan kaynağın, özel prensibin fark edilmesi ve tanınması derin ve sürekli barışın sağlanabilmesi için çok değerli olabilir.
Diğer taraftan ne zaman bu devasa güneş sisteminin yapısını atom parçacıklarının yapısıyla karşılaştırsak görürüz ki dünyadaki bütün elementler ve bu güneş sisteminin diğer gezegenleri her yerde var olan bir tek kanuna göre hareket etmektedirler. Mutlak kanuna bağlılık ve onun etkisi bu fiziksel sabitliği mümkün kılmıştır.
Bu bütün parçacıklar arasındaki dengeyi tutan ve uydukları sağlam faktör teslimiyet kanunudur. Bu sonsuz gibi görünen manifastasyonların bütün parçacıkların ve dalgaların hayatta kalabilmesi onların tamamen ve devamlı olarak Vücudun kayıtsız şartsız ve sürekli kanuna teslim halinde olmalarıdır. Bu kanunun tanınması bize kadere hakim olan gücü, bütün parçacıkların, galaksilerin, özellikle de insanın içsel gerçeğini, bir çok doğa kanunlarını ve sükuneti tanımamızı sağlar.
Barış ve İnsan
"Tıpkı pırlantanın bataklık çamurunda çürümediği ve akan saf altın damarlarının dünyanın kalbinde yerlerini bulduğu ve parçalanmış yer damarlarına karışmaktan kaçındığı gibi, parıltısı onun işareti ve değişken, parçalanmış tozlardan farkını gösterdiği gibi insan da aynı şekilde dünyevi, doğal yaşamında parlayan ve kendi başına bir yaşam süren bir işaret taşımaktadır. İnsanın bu gizli olan güvenilir ve sonsuz boyutu doğanın sınırlı boyutunda, olgunlaşmamış duygu ve düşüncelerinde yetersizdir. İnsan gerçeğinin ilahi makamda tanınması devamlı ve doğru kanunlara bağlıdır.
Sonsuz boyut insanların içinde saklı durmaktadır. Sınırlı bilgi, düşünce ve duygularla ona ulaşılamaz. Bu boyutta sınırlılıklar yok olur, farklı ırklar,kültür ve cinsiyetler önemini kaybeder. Bireyin ilahi makamdaki içsel gerçeğini tanıyabilmesi sağlam ve güvenilir kanunlarla mümkündür.
Biraz dikkat ve özen, Allah'ın rahmeti, biraz alıştırma ile elde edilebilecek olan Peygamberlerin rehberlikleri ve öğretileri insanın bu boyutu için düşünülmüştür.
Sufizm, bu sonsuz boyuta erişilebilecek yöntemdir.
Sufizm bize, içsel mevcut merkeze tabi olan ve O'nun bilgisiyle yönetilen bütün varoluşu, atomları, galaksileri ve insanı öğretir.
"Ben"in merkezi her yere yayılmış bilgi dolu merkezdir. Hayatın kaynağı "Ben"in tanınması kendini tanıma yolunun, barışın ve adaletin ilk adımıdır.
Barış ve Toplum
Başarılı bir toplum, her bireyin dışsal ve içsel uyum içinde olduğu bir toplumdur ve onların uyumlu varoluşu birlik sistemidir. Buna ulaşılamadığı sürece bütün uluslarası kanunlar, anlaşmalar ve "barış" amaçlı organizasyonların kullandıkları yöntemler, başarılı ve barış içinde bir toplum yaratma çalışmaları sonuçsuz kalacaktır. Bireyin içsel gerçek değerleri tanınırsa insan için kullanılacak diğer kanun ve davranış kurallarını yapmak ve kullanmak mümkündür.
Bunun sonucu olarak insanlık ortak mutlak bütünsel noktayı fark etmediği sürece, uygulanabilir kanunlar yapıp ya da sosyal sistemler kurup deneme sürecinden başarılı sonuç alamayacaktır. Bu sebeptendir ki toplum kanunlarının temel dayanakları olmadan etkili çözümler bulup sonuç elde etmesi mümkün olmamaktadır.
Bunun için toplumsal sorunlar ve eğitim sistemleri için kafa yoran fakat sağlam manevi bir ölçüt keşfetmeyen yenilikçi kurumların çözüm önerileri bu çarpık ve değişken önyargıları, her bölgenin yalnızca kendi sınırları içinde düşünebilme faktörlerini ortadan kaldırmayacaktır.
Sufizm, bütün düşünce farklılıklarına ve mezheplere rağmen dinin, insan varoluşunun ve sonsuz gerçeğin sükuneti olduğunu öğretir.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ (51:5)
وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ (51:6)
Sana söz verilmiş olan her şey gerçektir. Ve bu değişmez gerçeğin dinidir.
İslam ince bir kökten türemiştir, barış ve sükunet anlamına gelir. Mü'minlerin ve safların Beyi, insanlık ışığının rehberi Ali (s.a.v.)'in sözleri doğru ve kutsal yolu teyit etmiştir:
İslam teslimiyet demektir. Teslimiyet de denge ve mutlak vücut içinde sabitlik demektir.
İslam öğretisinin esas amacı sağlam ve sonsuz mutlak vücut kanunun fark edilmesi ve sonsuzluk boyutunda olan barış ve adaletin tanınmasıdır. Bunun yerine getirilmesi insanlığın bütün bireyleri ve toplumları için barışın ve sükunetin kaynağı olacak, bütün doğal kanunların, sınırsızlıkların ve evrenin gücünün yayılmasını sağlayacaktır.
Bu amaca ulaşmak için büyük ve zor projeler yapmak zorunda olduğumuzu düşünmeyin. Fikir babaları ve liderler toplumlar veya kurumlar hayali edealler hazırlatıp ısrarla onları gerçekleşmeye çalışmak yerine, bireylerin içsel gerçek değerlerini ortaya çıkaracak, onların gerçek değerlerini tanımalarını sağlayacak girişimlere yardım edip olanaklarını bu alanlarda kullanabilirler. Eğitim sistemleri ve alıştırma programları bireyler için hazırlanmalı, duruma ve etkisine göre gerçek kapasite ve potansiyal ortaya çıkacak şekilde geliştirilebilmelidir. Hissedebilen ve angaje olmuş fikir insanları doğru eğitim sistemini keşfetmediği ve gerçek varlıklara sahip çıkmadığı sürece toplumların gereksinimi olan kalıcı bir barışa yaklaşmaları zayıf bir ihtimal olarak gözüküyor.
Uzman olabilmek için her alanda öğretmenin tavsiyeleri ve rehberliğinde öğrenim görmeli ve deney yapmalıdır. İnsanın içsel gerçeğini ve sonsuz boyutunu tanıyabilmesi için de manevi bir üstad gereklidir. Arif (Sufi Üstadı) içsel gerçeği elde etmiş kendini tanıma yolculuğunu üstlenebilen kişidir.
13. yüzyılda yaşamış olan Rumi şöyle demiştir:
"Rehbersiz giden kişinin iki günlük yola iki yüz yıl gitmesi gerekir."