
- Sufizm'in Tanımı
- Kaynak
- Sufizm'in Temelleri
- Sufizm ve Barış
Barış ve Varoluşun Sabitliği
Barış ve İnsan
Barış ve Toplum - Sufi Uygulamaları
Kaynak
Sufizm genelde İslam'ın mistik boyutu olarak kabul edilir. Hucviri, 9. yüzyılda "Sufi" kelimesinin kökeniyle ilgili değişik görüşler ortaya koymuştur. Bazı bilim adamları Sufizm'in 'ahl-suffa' kelimesinden türediğini söylerler ya da Hz. Muhammed ve O'na inananların Allah'a dua ettikleri mekana işaret ederler.
Başkaları ise çıplak vücutlarına değecek şekilde yünden (Ar. suf) hırka giydikleri için böyle dendiği görüşündedirler. Bu gelenek ilk Sufi imamından gelmektedir. Her ne kadar bu kelimenin etimolojisi hakkındaki teoriler Sufi'lerin uygulamalarına dayandırılmış olsa da bu noktada Hazreti Mir Gudbeddin'in şu sözleri de açıklayıcı olacaktır: "Her Sufi yün giydiği halde, her yün (suf) giyen Sufi değildir". Başkaları ise Sufi’yi safa kelimesine dayandırmakta ve Sufi’lerin arılığı, kalp ve davranış temizliğiyle açıklamaktadır. Sufi, temiz kalpli anlamına da gelmektedir.
Tarihçilerin bu açıklamaları yanlış olmasa da tam değildir. Sufizmin tarifi dış görünüşlere göre yapılmış ve ancak kişisel tecrübeyle tanımlanabilecek boyutu eksik kalmıştır. Bu üç varsayımı incelediğimizde, Sufi olarak nitelendirilebilmek için bazı koşulların yerine getirilmiş olması gerektiğini görürüz. Peygamberin yoldaşı olarak nitelendirilebilmek için belirli davranış biçimine sahip olmak gerekir. Bunlar, temiz kalplilik ve manevi bilinçle amacın kutsallık olmasıdır. Ashâbi sofa veya Hz. Peygamber’in yoldaşları, gerçekten de O'nun öğretisini kavramış ve O'nun tarafından bilgilendirilmeyi amaçlamış olmalılar, çünkü onların amaçları Allah’ı tanımaktı.
Bu yolda, çıplak tene yün hırka giyilmesi gerekiyorduysa, öyle yapmışlardır. Yün giymek bu dünyanın cazibelerine kapılmamak için devamlı bir uyarı mahiyetindeydi. Amaçları, arılık mertebesine ulaşarak Allah’la doğrudan irtibata geçip Allah’la bir vücut haline gelmek, enel-hak mertebesine ulaşmak, sonsuzluğa ulaşmak ve peygamberlerin yaptığı gibi Allah’la bütünleşmiş ve la-ilahe-illallah dedikleri gibi onun şahadeti içinde yaşamaktı. Bu seviyeye ulaşmak, kalpte Allah’tan başka hiç kimsenin olmaması, yani ‘safa’ demektir.
Allah’a teslimiyetle temizlenip Allah'ta yok olma mertebesi "marifet", fark etme ve tanıma anlamındadır. Bu bağlamda tanıma, kişinin kendini ve ‘Allah’ı’ tanıması demektir. Bu tanıma yöntemini öğreten, nefsinden arınarak Allah'ta yok olmuş ve imanı sayesinde O'nunla bütünleşmiş olan kişiye ise "Arif" denir. Bu içsel kendini tanıma bilgeliği, Hazreti Muhammet tarafından kuzeni ve damadı ve Amiril Müminin olarak da bilinen Ali İbni Talib'e (s.a.v) devredilmiştir.
İslam'ın kutsal mesajı ve kutsal peygamberlerin gelenekleri, Tarighat Oveyssi Shahmaghsoudi'nin büyük üstadları tarafından zincirleme halinde ara vermeksiz nakledilmektedir.